Ne Zaman Gitmeli?

Bu sabah sosyal medyada okuduğum bir yazı, uzun zamandır düşündüğüm bir konunun bilinmez dünyasına davet etti beni. Ne zaman gitmeli?

İş ya da aşk fark etmiyor. Hayatta kurduğumuz her bağ, bir süre sonra bize bu soruyu sorduruyor. Kalmak mı gerek, gitmek mi?

Gitmek korkutucu. Bildiğimiz, alıştığımız, tutunduğumuz şeylerden vazgeçmek kolay değil. İnsan kalmaya yatkın. Çünkü kalmak tanıdık, kalmak garantiliymiş gibi. Ama kalmanın da kendine göre bir bedeli var. Kimi zaman en büyük kayıp, orada kalarak yaşanıyor.

Sanırım yolun başında ilk adım aynanın karşısında atılıyor. Bir sabah aynada gördüğün kişinin yüzü sana o kadar yabancı geliyor ki dehşete kapılıyor insan.

Bu benim başıma hayatımda iki kez geldi…

Biri — malum, anlatmalara doyamadığım o meşhur evlilik yıllarımın sonlarına yakın bir zamanda.

Diğeri — departmanlar kurmak, bütçeler tutturmak ve hatta en iyisi olduğumun kanıtı ödülleri kucağıma aldığım o parlak kurumsal iş hayatımda.

Gitmek gerektiğini anlamak kolay olmuyor. Fakat aynanın karşısında o ilk adımı attıktan sonra da istesen de daha fazla kalamıyorsun. Bir kere gördün mü, artık görmemezden gelemiyorsun. Sonra aklına üşüşen türlü türlü sorularla boğuş dur . “Burada iyi miyim gerçekten? Saygı görüyor muyum? Kaldıkça kendimin daha iyi bir versiyonuna mı evriliyorum, yoksa kendimden gitgide uzaklaşıyor muyum?”

Bu soruların cevabı içini kemirmeye başlıyor. Bildiğin hâlde yokmuş gibi yapamıyorsun artık.

Bir kere, kendine itiraf ettiğinde gitmen gerektiğini, genelde karar vermek zaman alıyor. Çünkü gitmek sadece seni değil, karşındakini de yaralar. Vicdanın sızlar, suçluluk duygusu olur. Bir süre kendini kötü hissedersin.

Ama şunu biliyorum: Gitmek bencillik değil. Gitmek, kendini yarı yolda bırakmamak. Çünkü sen orada kendin olmaktan çıktığında, başkasına da bir yalan satıyorsun aslında. Ve kalmak, bazen kimseye iyilik olmuyor.

Gitmek dediğim şey, kapıyı çarpıp çıkmak değil her zaman. Bazen yavaşça geri çekilmek. Bazen güzelce vedalaşmak. Bazen bir daha dönmemek.

En zor anım şuydu belki de: Sevdiğim birine “Artık olmuyor” demek. Çünkü sevgi yetmeyebiliyor. Çünkü insan yalnız kalmaktan korkabiliyor. Ama korkuyla kalmak, kimseye iyi gelmiyor.

Şunu öğrendim: Gitmek bir karar değil sadece, bir sorumluluk. Kendine karşı. Karşındakine karşı da dürüstlük.

İşten ayrıldığımda da, bir ilişkiyi bitirdiğimde de, sonrasında pişmanlık değil ama özlem duydum. Çünkü gitmek özlemi yok etmez. Ama huzuru getirir.

Herkesin gitme zamanı farklı. Kimsenin takvimine göre yaşanmaz. Kimine göre erken, kimine göre geçtir. Ama sen kalbinde o zamanı bilirsin. Ve bence kendine bunu itiraf edebildiğin gün, karar vermesen de değişim başlamış olur.

Çünkü en büyük hata yanlış bir insana aşık olmak ya da yaşam savaşında seni yiyip bitiren dişlilerin arasına gönüllü sıkışıp kalmak değil… Bence asıl hata bir kez aklına takılan sorulara cevap bulman gerekirken onları susturmaya çalışmaktır.

Temmuz 2025

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir