Bekar Ebeveyn Olmanın Gelgitleri
“Evladımla Arkadaş Gibiyiz” Meselesi“
“Evladımla arkadaş gibiyiz” cümlesi kulağa hoş geliyor. Çoğu zaman da iyi bir yerden söyleniyor. Özellikle ebeveyn hâlâ dinamikken, çocuğunun dünyasına temas edebiliyorken, aynı müziklere denk düşüp aynı esprilere gülebiliyorken bu ifade bir yakınlığı, bir açıklığı tarif edebiliyor. Çocuğuna yakın duran, konuşabilen, temas kurabilen ebeveyn olmak çok kıymetli.
Güven de çoğu zaman buradan doğuyor.
Ancak zaman ilerledikçe mesele yavaş yavaş başka bir yere evriliyor. Çünkü zaman tek yönlü akıyor.
Ne kadar kendimize iyi bakarsak bakalım, yaşla birlikte zihnin çalışma biçimi değişiyor. Bazen dikkat daha çabuk yoruluyor, bazen tahammül eşiği düşüyor, bazen de duygular eskisi kadar keskin hissedilmiyor. Bu herkes için aynı hızda ya da aynı biçimde yaşanmasa da, hayatın biyolojik bir gerçeği olarak orada duruyor.
Yaşlılık, çoğu zaman insanın yeniden korunmaya ihtiyaç duymaya başladığı bir evre.
Bazıları için bu daha çok bilgelik ve sakinlik getirirken, bazıları için yavaşlama ve kırılganlık anlamına geliyor. İşte tam bu noktada arkadaşlık” iddiası sorgulanmaya başlıyor. Çünkü arkadaşlık genellikle bir eşitlik varsayar; benzer güç, benzer dayanıklılık, benzer zihinsel ve duygusal kapasite. Oysa ebeveyn-çocuk ilişkisi, doğası gereği, hiçbir zaman tam anlamıyla eşit değildir.
Başlangıçta bu asimetri ebeveyn lehinedir, zamanla kaçınılmaz biçimde çocuk lehine doğru kayar.Bu kayma başladığında, roller net değilse evlat için zor bir duygu alanı oluşabilir. Çünkü “arkadasim” dedigin biriyle kurduğun bağda, onu geride bırakmak istemezsin.İlgilenirsin, sorumluluk alırsın,- kollamaya başlarsın. Ama bir yandan da eşit sandığın bir ilişkinin yavaş yavaş değiştiğini, sevdigin kişinın eskisi gibi olmadığını fark etmenin hüznü vardır. Hem bakım veren olmak hem de bir kaybın yasını tutmak… Bu çelişki çoğu zaman yüksek sesle söylenmez ama içten içe taşınır.
Belki de daha gerçekçi cümle şudur:
Biz yakın, sıcak ve konuşabilen bir anne/baba-evlat ilişkisine sahibiz ama rollerimiz hep belliydi.”
Samimiyet başka bir şeydir, rolün silinmesi başka. Arkadaş gibi davranmak mümkündür; arkadaş olmak değil. Yakınlık, eşitlik demek değildir. Ebeveynlik dostlukla süslenebilir ama dostluğa indirgenemez. Bu hem çocuk hem ebeveyn için daha koruyucu, daha merhametli bir çerçeve sunar.
Peki bu yazı nereden çıktı derseniz… Şu sıralar evladımın yanında,Kanadadayım. Başka bir ülkede, başka bir evde, onun kurmaya başladığı hayata misafir gibiyim. Günlük düzenini izliyorum; işe gidişini, yorgunluğunu, kendi ritmini. Bana yer açıyor ama hayatını bana göre eğip bükmüyor.Olması gerektiği gibi.
Bu akşam, annemle yaptığım kısa bir telefon konuşmasından sonra bu yazı dökülüverdi. Konuşma bitti, telefon kapandı, ev sessizlești. O an fark ettim:Hayat, bir zamanlar benimle “arkadaş” olan annemi yavaş yavaş başka bir yere taşımış. Şimdi ben, kendi evladımın yanında, rollerin nasıl değiştiğini çok daha net görüyorum.
Ve zihnimde yine o tanıdık farkındalık ampulü yandı.
Acaba ben de, fark etmeden, bildiğim bir yönteme mi yaslanıyorum? Hayatımdan eksilen bazı bağların yerine, ebeveynliğin içine sızan bir “arkadaşlık” mı koyuyorum? Evladıma ebeveynlik yaparken, kendi yalnızlığıma da temas ediyor olabilir miyim?
Bu soru belki de bekar ebeveyn olmanın doğal gelgitlerinden bir yerden çıkıyor. Ama tam da bu yüzden önemli. Çünkü insan bazen en iyi niyetle, en tanıdık yerden yanılabiliyor. O yüzden durup bakmakta fayda var. Varsa yanlış bir kayma, kendime kızmadan fark etmek ve sakince yerini düzeltmek mümkün. Son yıllarda yapmayı öğrendiğim gibi: önce fark etmek, sonra daha doğru bir yerden yeniden konumlanmak, hepsi bu.
Peki ya siz… Sizin de bekar ebeveyn gelgitleriniz oluyor mu?
Ocak 2026