Bir Gün Batımı Hikâyesi
“Hadi gel,” dedi, tuttu elimden.
“Sıkıldın belli, tatile ihtiyacın var.”
“Tatil mi?” dedim gülerek,
“Bu cennette yaşayıp tatil düşünür mü insan?”
“Düşünür tabii,” dedi,
“En son ne zaman teslim oldun bir gün batımına?”
“Beni benim sözlerimle mi kandıracaksın?” dedim kurnazca.
“Yoo,” dedi,
“sadece anladığın dilden konuşuyorum.”
Yüzüne baktım,
zümrüt gözlerine…
Tüm dünyanın derdini çözmüş
bir bilgenin gülüşüyle bakıyordu.
“Aklından ne geçiyor ki?” diye sordu içimdeki kara ses.
Ama cevabı gelmedi;
çünkü yüzünde sadece anın mutluluğu,
ve huzurun yansıması vardı.
Ben de sustum,
sanki yakalamak ister gibiydim
o anı kendi içimde.
Üstelemedi,
alışık değildim zaten
bu kadar ilgiye.
Uzun zamandan sonra
ilk kez biri
“sen” dedi bana,
“ben” yerine.
Tahta masalı sahilde
ne kadar oturduğumuzu bilmeden,
güneşin kızıllığında fark ettim;
bir günü uğurluyoruz,
ve buluşuyoruz
başka bir geceyle.
Bundan güzel tatil var mı?
Al işte gün batımı,
teslim ol gönlünce…
“Kaçıramayacağım seni, değil mi?
Gelmezsin benimle…” dedi.
Kırgınlık yoktu sesinde,
“no hard feeling” diye fısıldadı
kendi dilinde.
Ve devam etti:
Nasıl kırılır ki insan,
sen gibi birine?
Derler ki, hayatta karşılaşan her insan
görünmez bir bağla bağlıdır diğerine…
Ve kader, bir şekilde,
bir gün mutlaka
yaklaştırır onları birbirine.
Ayrı yolların yolcuları olsalar bile,
o kader bağları asla kopmaz —
eğer istemezlerse.
Ağustos 2025