Boşanmanın Ardından ÖZGÜRLÜK VOL .2
Kendimi zaman zaman upuzun bir trenin en önünde gitmeye çalışan yorgun bir vagon gibi hissediyorum. Ama öyle günümüzün hızlı trenlerinden değil… Hani çocukluğumuzun kovboy filmlerinde dağların arasından ağır ağır, tıslaya tıslaya ilerleyen kömürle çalışan eski trenler var ya… İşte tam onlar gibi.
Trenin hem makinisti hem de ateşçisi gibiyim. Bir yandan yakıt olsun diye kömür dolduruyorum, diğer yandan ardıma takılan upuzun lokomotifi içinde ne olduğunu tam bilmeden bir yolda ilerletmeye çalışıyorum.
Sahi… Ne var bu lokomotiflerin içinde? Peşimde sürüklediğim, daha doğrusu çekeleyerek yol almaya çalıştığım o uzun gölge… Arkamdan gelen geçmişim mi?
Raylar uzuyor, yol bitmiyor. Ben yürüdükçe tren ağırlaşıyor sanki.
Bazen “yeter” deyip yükü bırakmaya karar veriyorum, çok yoruluyorum. Hem fiziksel hem duygusal olarak.Hafiflemek istiyorum. Olmuyor…
İş o kadar kolay değil. Akıl “bırak” dese de gönül bir yerde razı gelmiyor.
Çünkü o yükün içinde anıların , inatların yanında, tazecik bir genç kadın, bir anne var. Onca yıl boyunca kurduğu yuvayı ayakta tutmaya çalışan bir dişi kuş … Yani ben varım.
Bir vagonu raydan indirmek sanki kendimden bir parçayı yolun kenarına terk etmek gibi. Tren hafiflesin istiyorum ama kendimi nasıl geride bırakabilirim ki?
Kendimi geride bırakmak o genç bana ihanet gibi geliyor. Evet… Yanlış bir evlilik yapmış bir kadın var geçmişimde. İhanetin her türlüsünü yaşamış ama yine de vazgeçmemiş bir genç kadın… Ve her şeye rağmen elli yaşına kadar sabretmiş, beklemiş bir kadın.
Doğru… Onu taşıdıkça yanında “koca” bildiği bir adam da sanki birlikte geliyor.
Ama işin aslı gerçekten öyle mi? Sırf o adam da yanında geliyor diye bu halimi geçmişte bırakmak doğru mu? Bırakırsam onca ihanete uğramış o kadına ben de ihanet etmiş olmaz mıyım?
İşte o zaman gönlüm fısıldıyor: Geçmiş tamamen bırakılır mı? Sanmıyorum.
Ama arkamdan beni sürükleyen koca bir tren olmaktan çıkıp yanımda duran küçük bir istasyona dönüşebilir belki.
Arada uğrarım. Bir çay içerim, iki iç çekerim. “Gençliğim neredesin?” diye etrafa bakınırım… Sonra yine yola devam ederim.
Galiba işin sırrı olanı değiştirmeye çalışmaktan vazgeçmekte. Çünkü geçmişi ağır yapan yaşananlar değil, bitmeyen “keşke”lerle yaptığımız o bitmez maraton.
O gün olmuş. Ama bugün o günün içimde nasıl yaşadığı hâlâ benim elimde.
Bir de kendime biraz daha nazik davranmayı öğrenmek var. İnsan bazen en ağır yükü başkalarının yaptıklarından değil kendi kendine söylediklerinden taşıyor.
“Nasıl görmedim, neden sustum…” Sanki hayat bir sınav, ben de gözetmenim.
Oysa biraz merhamet koyunca tren bile daha yumuşak gidiyor.
Sonra hikâyeyi yeniden anlatmak… Aynı hayatı “kaybettim” diye de yazabilirim, “dayandım, öğrendim” diye de.
Olay değişmiyor ama hikâyenin tonu değişince yük bavula, bavul da bir el çantasına dönüşüyor.
Zamanla fark ediyorum ki ben artık geçmişteki ben değilim. O kadın beni buraya kadar getirdi, sağ olsun. Ama acemice de olsa direksiyonu artık ben devraldım.
Yeni yollar, yeni meraklar, yeni heyecanlar hayatıma girdikçe o koca lokomotif garın bir köşesinde kalıyor.
Ben başka bir perondan bambaşka bir trene biniyorum.
Ve bir sabah hiç fark etmeden daha hafif uyandığımı hissediyorum.
Perdeleri açarken içeri giren ışık sadece odayı değil içimi de aydınlatıyor.
Kahvemi alıp camın önüne geçiyorum. Hayatın sesini dinliyorum. Bir yerlerde yeni bir yol beni çağırıyor gibi…
Belki bir tren düdüğü, belki deniz kokusu, belki de sadece içimde yeniden uyanan yaşama isteği.
Artık biliyorum… Ben sadece geçmişten kurtulan bir kadın değilim. Ben yeniden yola çıkan bir kadınım.
Yüklerim azaldıkça adımlarım hızlanıyor. Ve anlıyorum ki yol aslında hiç bitmiyor… Sadece manzara değişiyor.
Belki mesele geçmişi tamamen bırakmak değil. Belki mesele onu sırtında taşımayı bırakıp cebinde taşıyabilecek kadar küçültmek.
Yapılabilir mi? Neden olmasın…
Bolca pratik yapmak gerekir. “Bir zamanlar” yerine “şimdi” demekle başlamak mesela. Sonra küçük küçük geleceğe dair umutlar yeşertmek…
Bence denenir. Çabalanır ve sonunda başarılır.
Neler başarmadık ki?
Boşanmanın ardından Özgürlük Vol. 2.
Hadi bakalım… Bu kez sadece ilerlemiyorum. Bu kez gerçekten gidiyorum.
Mart 2026