Ne İstiyoruz Değil, Ne İstemiyoruz?
Bazen kendi kendime soruyorum: “İkinci baharda ne tür bir ilişki istersin?” diye.Cevaplar gecikmiyor, hemen dökülüyor ağzımdan:
Sevsin, arasın, ilgilensin, sürprizler yapsın, gururumu okşasın… Kısacası beni özel hissettirsin.
Aslında hepimizin aklında buna benzer bir liste vardır. Yeni bir ilişkiye başlarken sanki gizli bir defterden çıkarır gibi o listeye bakarız, tik atarız.Ama işte asıl sorun da burada başlar.O listeyi elimizde bir ölçü çubuğu gibi tutup karşımızdakine dayattığımızda işler sarpa sarar.Çünkü karşı taraf beklentilerimiz gibi davranmadığında içten içe söylenmeye başlarız:
“Neden aramıyor? Neden ilgilenmiyor? Neden daha romantik değil?”
Sonrası hep aynı… İlişki birden keyifli bir paylaşım alanı olmaktan çıkar, beklentiler ve hayal kırıklıkları arasında gerilmeye başlar. Ve bir bakarız; huzurlu bir alan değil, kimsenin mutlu olmadığı bir mücadele sahası olmuş.
Belki de bu yüzden soruyu başka bir yerden sormak daha doğru:
“İkinci baharda ne tür bir ilişki istersin?” yerine “Ne tür bir ilişki istemezsin?” demek belki de daha gerçekçi.
Çünkü isteklerin sonu yok.Bugün çiçek isteriz, yarın sürpriz tatil… Bir gün “beni her sabah arasın” deriz, ertesi gün “keşke daha çok yanında olsam” diye iç çekeriz.
Ama istemediklerimiz daha sahici, daha net, daha sınır koyucu.
Mesela…
“Yalan istemiyorum.”
“Görmezden gelinmek istemiyorum.”
“Bencillik istemiyorum.”
“Sevgi oyunu istemiyorum.”
Bunları bilmek, insanı yanlış bir ilişkinin içinde savrulmaktan koruyor.
Bazen bir ilişki, bize tam da bunu öğretmek için hayatımıza giriyor. Hayalini kurduğumuz şeyleri vermiyor belki ama çok daha değerli bir armağan bırakıyor: Ne istemediğimizi göstermek.
Ben de bunu yaşayarak öğrendim.
İstediğim gibi sevilmediğimde, öncelik olmadığımda, hep bir ihtimal uğruna kapı önünde bekletildiğimde… O belirsizliğin içinde kendimi küçülttüğümü fark ettim.
Ve artık çok iyi biliyorum ki; yok sayıldığım, duygularımın küçümsendiği, netliğin olmadığı, kalabalıkların gölgesinde yürüyen bir ilişkide olmak istemiyorum.
Bu farkındalıkla beraber içimde büyük bir rahatlama oldu. Artık ilişkimi tanımlarken ne istediğim üzerinden değil, ne istemediğim üzerinden yola çıkıyorum ve inanın, bu hiç de kısıtlayıcı değil. Aksine bana daha geniş bir nefes alanı açıyor.
Ne istemediğini bilen insan, karşısındakini zorla bir kalıba sokmaya çalışmıyor. “Benim istediğim gibi davran” demiyor.
Onu olduğu gibi görüyor, kendisi için de daha huzurlu bir yol seçiyor. Ve işte bu yol, kimsenin kimseyi tüketmediği, daha sakin, daha gerçek bir ilişki kurmaya izin veriyor.
En güzeli de, bu farkındalık sadece bugünü değil, yarını da değiştiriyor. Bir sonraki ilişkiye daha temkinli, daha bilinçli, daha huzurlu başlamak için bir yol açıyor.
Artık hangi duygulardan uzak durmam gerektiğini, hangi tavırları kabul etmeyeceğimi daha net biliyorum.
“İstemem” dediğim şeyler, bana yol gösteren bir pusula gibi.
Ve işte o pusula bana hep şunu söylüyor:
Mutluluk, her istediğini elde etmekte değil;
Bizi yoranı, küçülteni, içimizi acıtanı geride bırakabilmekte saklı.
Ama siz hâlâ ille de “benim istediğim olsun” diyenlerdenseniz, size küçük bir tavsiye bırakayım:
Yeni mottunuz şu olsun:
Sevilmediğim, değer görmediğim ya da istemem listenizde her ne varsa ve yaşadığınız ilişki bunlardan ibaretse…
” öylesi olmaz olsun” deyin
Çünkü bazen en büyük kazanç, daha fazlasına sahip olmak değil;
Olmayanı zorlamayı bırakmak ve olmayacak bir yükü taşımamayı seçmektir.
Ağustos 2025